Ahlak Değil, Düzen Çürüdü
- fakfarkinda
- 14 May
- 1 dakikada okunur
Bir ülkede insanlar işe bilgiyle değil, tanıdıkla giriyorsa; emek değil, yakınlık değer görüyorsa; liyakat değil, sadakat ödüllendiriliyorsa… orada sorun bireylerde değil, sistemin kendisindedir.
Türkiye’de siyaset, uzun süredir bir fikir alanı değil; iş, güç, kadro dağıtım mekanizması. Parti üyesiysen mitingde pankart taşırsın, sokakta imza toplarsın, saha işlerinde koşarsın. Ama bir encümenin, bir meclis üyesinin yakınıysan… bir anda masa başı işler açılır, şeflikler, amirlikler, belediye şirketleri, danışmanlıklar.
Aynı parti. Aynı örgüt. Aynı tabela. Ama farklı kaderler.

Bu tablo ahlaksızlığın değil, kuralsızlığın sonucudur. Kural yoksa, herkes kendi kuralını yaratır. Adalet yoksa, herkes kendi adaletini kurar. Sistem işlemiyorsa, insanlar sistemi değil, kişileri takip eder.
Bu yüzden “network” artık bir tercih değil; hayatta kalma stratejisi.
Bir toplumda “çalışarak” değil, “bağ kurarak” yükselmek mümkünse, ahlaki çürüme bireysel bir bozulma değil; kurumsal çöküşün doğal sonucudur.
Çünkü insanlar şunu görüyor:
“Doğru olan değil, güçlü olan kazanıyor.”
Bu cümle bir toplumun en tehlikeli kırılma noktasıdır. Çünkü bu noktadan sonra kimse doğruyu savunmaz; herkes sadece güçlüye yanaşır.
Biz ahlaksız değiliz. Biz, ahlaksızlığı ödüllendiren bir düzende yaşıyoruz. Ve düzen bozulduğunda, değerler de bozulur.
Sorun toplumda değil; toplumu bu davranışlara mecbur bırakan yapıda.




Yorumlar